23 Kasım 2017 Perşembe

GÜNEY KÜRDİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI

15 Temmuz 2014 Salı, 17:54

Birinci Dünya Savaşının ertesinde İslam coğrafyası harita üzerinde çizilen yapay sınırlarla birbirinden ayrıldı, İmparatorluk içinden dini ve ırkı bir olmasına rağmen küçük devletler çıkartıldı. Bugün Orta Doğuda otuza yakın Arap devleti var, bu devletlerin pek çoğunun birbirleriyle çeşitli ihtilafları mevcuttur. Bu durumun özellikle oluşturulduğunu da biliyoruz. Çünkü herkesin bu coğrafya üzerinde çeşitli çıkarları vardır. Nitekim bu coğrafya, bu ihtilaflar yüzünden yüz elli yıldır savaşsız bir gün yaşamamıştır. Bu yüzden Orta Doğu hakkında söz söylemek çok kolay değildir. Çünkü denge ve hesaplar her an değişmeye açıktır. Ancak şartlar ve imkânlar hiçbir zaman bugün olduğu kadar Kürtler lehine gelişmemişti.

       Felaketler bazen güzel gelişmelere de sebep oluyor. Irak’ın işgali bugünkü tabloya zemin hazırladı ve adı konulmasa da Irak fiili olarak üçe bölündü. Irak federal bir ülkeye dönüştü. Kürtler, Güney Kürdistan’da bağımsızlık yolunda önemli bir statü elde etti. Irak’ın güneyinde Şiiler ve bugün IŞİD’in kontrolündeki Sünni Araplar arasında işgal sonrasında iç savaş başladı. İki kesim arasında cereyan eden mezhep savaşları iki taraf açısından yıpratıcı oldu, sivillere yönelik terör eylemleri ve sınır tanımayan bir şiddet ortamında iki kesim açısından derin ayrılıklar oluştu, büyük acılar yaşandı. Irak, büyük oranda istikrarsızlaşırken zenginliği de heba oldu. Şiilerle Araplar arasında büyük nefret tohumları ekildi. Herkes kendine göre bir denge/çıkar politikası izledi. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi kaotik bir ortam oluşturuldu. Bugün nerden çıktı denilen IŞİD, işgal sonrası oluşturulan bu kargaşanın bir sonucudur. Başta ABD olmak üzere Suud Krallığı ve Arap ülkeleri bugünkü kargaşanın baş sorumlusudur. Bu süreçte Kürtler, kendi bölgelerinde asayiş ve istikrarı büyük oranda sağlamayı başardı. Şartlar ve imkânlar müsait olmadığı için nihai hedef bağımsızlık olsa da bugüne kadar hep ertelendi. Nitekim yıllar önce kendisine Kürdistan’ın durumunun ne olacağı sorulduğunda Mesut Barzani “Bağımsızlık nihai hedefimiz, ama şimdiki siyasi durum bunun gündeme gelmesine müsait değil.” demişti. Oysa bugün, Kürtlerin bağımsızlık ilanı devletlerarası konjonktür ve güç dengeleri açısından gerçekleşebilir bir seçenek düzeyine ulaşmış durumdadır. Bölgede durum giderek Güney Kürdistan bakımından bağımsızlık ilanına uygun hale gelmektedir. Bu saatten sonra birleşik bir Irak artık olanaksızdır. Yüzyıl önce masa başında çizilen sınırlar artık hükümsüz hale gelmektedir. Gelişmeler bir bakıma, Bağdat’la bir savaşa gerek kalmadan, kendiliğinden Güney Kürdistan’ın birliğini de sağlamış, Kürdistan askeri güçleri Kerkük’ün ve KDP’nin hâlihazır sınırları dışındaki öteki Kürt kent ve kasabalarının denetimini eline almıştır. Dediğim gibi felaketler bazen olumlu sonuçlar verir. Son gelişmeler aslında Kürtlerin yararına olmuştur.

     Bugün artık herkesin kabul ettiği bir gerçek vardır: Irak fiili olarak üçe bölünmüş durumda. Bundan geriye dönüş artık mümkün değildir. Öyleyse Kürtler eline geçen bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek durumundadır. Tekrar belirteyim. Uluslar arası şartlar hiçbir zaman bu kadar uygun olmamıştı. Irak’ın içine yuvarlandığı iktidar boşluğu ve değişen uluslar arası konjonktür Kürdistan Yönetiminin elini güçlendirmiştir. Bu durumu iyi okuyan Barzani, yakın bir zamanda Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmek için referandum seçeneğini masaya koymuştur. Kararı Kürt halkı verecektir. Yüz yıldır Orta Doğuda devletsiz kalan tek halk Kürtlerdir ve Kürtler de herkes kadar kendi devletlerini kurma hakkına sahiptir. Irak’ın bugünkü duruma gelmesinin sorumlusu Kürtler değildir. Üstelik yüzyıl önce bugünkü sınırlar çizilirken kimse Kürtlerin ne düşündüğünü sormamıştı. O gün dört parçaya ayrılmasına sebep olanlar yahut buna göz yumanların bugün bu duruma itiraz etme hakkı da olmamalıdır.

    Orta Doğu haritası bir asır sonra yeniden şekilleniyor. Bu kez Kürtler bu haritanın şekillenmesinde önemli bir aktör durumunda. Yeni ittifaklar doğuyor, dün düşman olanlar bugün dost oluyor; dost olanlar karşı cephede yer alabiliyor. Kürdistan’a karşı çıkanlarla destekleyeceklere bakıldığı zaman insan ister istemez “Orta Doğuda kalıcı dostluk da düşmanlık da yoktur, ortak çıkarlar vardır.” sözünü hatırlıyor. Bu sebeptendir ki İsrail tarafı “Kürdistan’ın bağımsızlığı desteklenmelidir.” diye açıklama yapıyor. Dün, Barzani hakkında biraz da aşağılamak için “aşiret lideri” diyen Türkiye, Güney’in bağımsızlığını bir tehdit olarak algılamıyorsa hatta yer yer teşvik eder bir pozisyondaysa bu reel politik gerekçedendir. Suriye ve Irak’a gelince onlar kendi içişleriyle meşgul durumda. AB ülkelerinden İtalya, Fransa, Almanya gibi ülkelerin bunu desteklediği anlaşılmaktadır. İran ve Arap ülkeleri karşı olsalar da Türkiye’nin ilk defa bağımsızlık seçeneğine kapalı durmaması da önemlidir

       İlk günden yapılan açıklamalara bakılırsa en büyük engel olarak İran ve bazı Arap ülkeleri görülmektedir. Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyacağını açıklayan İsrail ile buna karşı olduğunu söyleyen İran’ın duruşları hayatın garip bir cilvesidir. Şurası muhakkaktır ki İran’ın bu karşı duruşunun makul bir gerekçesi ve İslami bir yanı yoktur. Bu tutumları tamamen milli çıkar eksenlidir. Aynı şekilde İsrail’in Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyacak olması da bu temelde görülmelidir. İsrail, çemberden kurtulmak adına Arap olmayan bölgesel ittifaklara bugün çok daha fazla ihtiyaç hissediyor. Bu durum Müslüman Kürtler nezdinde, İsrail’in işgalci ve terörist bir devlet olarak görülmesinde bir değişiklik yaratmamalıdır. Kaldı ki İsrail’in “Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyacağız.” şeklindeki açıklaması, İsrail’i ebedi düşman olarak gören halklar nezdinde Müslüman Kürtler için antipatiye de neden olacaktır. Fakat bu gerekçeyle Kürdistan’ın bağımsızlığını ABD ve İsrail projesi olarak görmek iyi niyetle açıklanamaz. Ümmet parçalanıyor diyenler de endişe etmesin, Ümmetin birliği sağlanabilirse ilk harcı Kürtler atacaktır.

       Elbette Güney Kürdistan’ın bağımsızlığı öyle bir çırpıda ve kolayca olmayacaktır. Geçmişte çok büyük acılar çekmiş bir halk olarak Kürtler, Orta Doğuda kalıcı bir barış ve istikrar için şartların kendilerine sunduğu bu olanağı en iyi şekilde yerine getirecektir. Temennimiz İslam’ın öngördüğü eşit, adil ve özgürlükçü bir geleceği bölge halkları olarak birlikte sağlamayı başarabiliriz.

İsim * E-posta
Başlık
Yorum *
Kodu Giriniz * 7466 >>