23 Kasım 2017 Perşembe

Putlaştırılan Çıkarlar ve Kurban Arayışı

13 Ocak 2014 Pazartesi, 10:38

7 Şubat’ta MİT krizi ile başlayan ve dershane tartışmalarıyla iyice belirginleşen Hükümet ile Gülen gurubu arasındaki örtülü savaş, nihayetinde 17 Aralık operasyonuyla resmen açıktan bir savaşa dönüştü. Ve uzun bir zamandır Ülke gündemi bu olaya kilitlenmiş durumda. Önümüzde 30 Mart yerel seçimleri ve sonrasında da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin olması bu savaşın daha da kızışacağını göstermektedir.

 

   Hiç şüphesiz 17 Aralık operasyonu ve sonrasında yaşananları, bir yolsuzluk operasyonu veya hak-hukuk mücadelesiymiş gibi göstermek insanların aklıyla alay etmektir. Hele de bu operasyonun arkasında duranların kendi çıkar ve menfaatleri uğruna hakkı ve hukuku nasıl katlettiklerini, kendi maslahatları uğruna İslam’ın maslahatlarını nasıl kurban ettiklerini bilenler için bu iddialar son derece gülünçtür.

 

   Eğer bir insanı veyahut da amaç birliği içersinde ortak hareket eden  bir gurubu tanımak istiyorsanız, bunun en kestirme ve belki de  en sağlıklı yolu, söz konusu insanın veya gurubun dostlarının ve düşmanlarının kim olduğuna bakmaktır. Zira her insanın mutlaka bir çekim gücü yani çekiciliği ve birde iticiliği vardır. Nötr durumda olmak söz konusu değildir. Hiç kimse aynı anda hem zalimi hem de mazlumu dost edinemez. Her ne sebeple olursa olsun zalimi dost edinen, mazlumu gücendirir. Ve insanlar kendileriyle aynı karaktere sahip kimseleri kendilerine doğru çekerken, zıt karakterde olanları da iterler. Şu halde kimlerin dostları zalimlerdir, kimlerin dostları mazlumlardır buna bakmak lazım.  

 

   Bu bağlamda konuya yaklaşırsak; ülke dışındaki küresel, emperyalist ve siyonist güç odaklarıyla ülke içindeki çıkar odaklarının aynı yerde durduğunu ve aynı hedefe yöneldiğini görürüz. Mavi Marmara hadisesinden tutunda Hakan Fidan’ın MİT müsteşarı olmasına gösterilen tepkiye kadar bu çevrelerin söylem ve eylem birliği içersinde hareket etmiş olmaları da bunun en somut örneklerinden sadece bir kaçıdır. Nitekim siyonist israil tarafından kuşatma altında olan Gazze’ye, Kudüs’e ve Filistin’e  yardım götürmek amacıyla  Mavi  Marmara organizatörlüğünü yapan İHH, yine içerde ve dışarıda bu aynı çevrelerin hedefi haline gelmiştir. Ve en sonunda da İHH’nın yardım amaçlı gönderdiği tır da,  silah yakalandığı iftirasıyla malum medyanın başını çektiği yapılanma  İHH’ya karşı hem içerden hem de dışarıdan yeni bir linç kampanyası başlattı.

 

   Meseleyi sadece iç dinamikler açısından değerlendirirsek büyük fotoğrafın tamamını göremeyiz. Dolaysıyla fotoğraf  karesinin tamamını görebilmek için dış dinamikleri de değerlendirmek gerekir. Özellikle Davos Zirve’siyle birlikte bozulan Türkiye-israil ilişkileri ve neticesinde yaşanan Mavi Marmara hadisesi,  Mısır’da yaşanan askeri darbe ve Türkiye’nin tutumu, Çin’le  gündemde olan uzun menzilli füze anlaşması ve buna mukabil ABD’den Türkiye’ye yönelik olarak ‘bunun ağır bedelleri olur’ şeklindeki tehditkâr açıklamalar, Kuzey Irak Kürt yönetimiyle Türkiye arasında yapılan anlaşmalar vb. gelişmelere paralel olarak küresel güç odaklarının Türkiye’yi küresel denklemin dışına itmek istemeleri… Ve bu doğrultuda  ülke içindeki fırsat kollayan çıkar çevrelerini sahaya sürmeleri. Aslında en başından itibaren Türkiye’de NATO bünyesinde oluşturulmuş olan ve adına ‘derin devlet’ denilen karanlık ve kirli yapılar tasfiye edilirken, gerçekte ise değişen yeni konseptte daha uyumlu ve daha etkin hizmet edecek yeni bir tür yapılanma oluşturulmuştur. Sahadaki aktörler değişse de, patronlar değişmemiştir.

 

   Bütün bunlarla birlikte tabi ki yolsuzluk ve rüşvetle de, halkın vicdanını tatmin edecek ciddi ve inandırıcı bir biçimde  mücadele edilmesi ve bu konuda yanlış yapan kim olursa olsun hesabının mutlaka sorulması gerekir.  

 

   Diğer taraftan Başbakan’ın ‘paralel devlet’ diye tabir ettiği bu yapı, emniyet ve yargıdaki ayağıyla  ülkenin Başbakanına bile çelme takıp  böyle pervasızca tuzaklar  kuruyorsa, o taktirde sözüm ona bu paralel yapının emniyet ve yargı gücünü kullanarak bu ülkenin mazlum ve garip Müslümanlarına kurdukları tuzakları varın siz düşünün. Ve maalesef hükümetinde sessiz kalıp sahip çıkmaması neticesinde anne, baba, eş ve çocuk demeden o gariplerin mağduriyetleri bugün hâlâ devam etmektedir.  Ayrıca bu yapının  medya ayağıyla da,  Müslümanların hissiyatına tercüman olmuş kişi ve kurumlara yönelik yürüttüğü kara propaganda ise cabası… Hiç şüphesiz gariplerin sahibi Allah’tır ve Allah kurulan tuzakları bozmaya da kadirdir. Zazaca’da bir söz var, ben Türkçesini yazayım; ‘Ağam sen doğru ol, hain belasını bulur’… Allah’a emanet.

İsim * E-posta
Başlık
Yorum *
Kodu Giriniz * 6948 >>